İçim Bomboştu

Geçen gece uzun zamandır görmediğim bir kız arkadaşımla konuşuyordum. Kendisi ‘ooo … bey’ demese yazmayacağım, o derece hayırsızım. Gerçekten de öyleydi ama. Bu durumdan her fırsatta yakınırdı. haklıydı da. Sorsanız niye öyleydi diye verecek en ufak cevabım yok. En ufak yok. Neyse...

‘Resmen unuttun, hiçbir şey yokken çekip gitmen, konuşmaman üzüyor beni.’ dedi. Bende ‘Senle ne alakası var şimdi, ben hep burdayım. Ve sakın seni unuttuğumu söyleme, Sadece ne konuşacağımı bilmiyorum o kadar.’ dedim. Dürüstlüğümden bir gram ödün vermedim bunları söylerken. Ne diyeceğini kestiremiyordum. ‘Ben unuttuğunu düşünüyorum… Eskiden konuşacak çok konumuz vardı sanki. Konuşmak istemek yetiyor bazen. Bence...’ dedi.

Düşündüm biraz. Ne paylaşabilirim ki ben onunla dedim. Sonra ona sordum. ‘Benimle ne paylaşmak isterdin?’ diye. ‘Bilmem’ diye yanıt verdi. Sorular yanıtsızdı. Hep öyle olurdu zaten. Birbirimizden düşünsel olarak uzakta olsak bile yetinebilir miydik acaba? Ya da yürütebilir miydik aramızda ne varsa?

Olur veya olmaz. Sorular yanıtsız kalacak. Bense yakınımdakileri görmezden gelip, asla ulaşamayacağım kişilere yakın olmaya -çalışmaya- devam edeceğim. Insanız işte...


SexandWine

Duygularımı yok ediyorum

Herşey var! Bütün evreni kapsayan bir sözcük neden ayrı yazılır. Herşey: Dünya üzerinde bitişik yazılması gereken tek kelime. Herşey var! Ama benden çok uzaktalar. Hayat tek aşkım olsaydı onun için dağları delmek yerine çevresinden dolaşırdım. Yolda elbet biri kestirme gösterirdi bana.

Yanlış yerde doğduğumun farkındayım. Yanlış şeyler okuyup, yanlış bir yola girdiğiminde. Bütün duygularımı köreltip, kopmalıyım çevremden. Bedenimi özgürleştirmeliyim. Başkasının ağzından çıkan sözlerin kölesi olmaktansa, orta çağda Dünya'nın düz olduğunu haykırmayı tercih ederim. Bugün akşam yemeği yerken ilk adımı attım. Babam saçmaladı yine ve ben sinirlenmedim. Patlamak üzere olan volkanı mantarla kapattım. Büşra aklıma geldi ve suratına bıyık çizdim. Türk bayrağıyla dalga geçen bir İngiliz'e İskoçla beraber küfrettim. Sonra elime bir "ale" alıp İngilizle yudumladım. Kendi kendimin babasıyım. Beni düzmeye çalışan hayatı, ondan önce düzmek amacım. Ama içimden ne bir Kayra çıkacak ne de tenis oynayan bir Kinyas. Sleepandbeer var içimde. Bahşedilen herşeyden vazgeçmeye çalışan.

Dağa çıkmadan da başarabilirim bunu. Kanalizasyonda ki timsahım. Bokla beslenip, güneş ışığında korku salan. İçimde ki beni kimse görmeyecek. Şarap varilinde İskender'i güneşe tercih etmeme gerek yok. Gün ışığında İskender'i düzmek varken. Heyhat! Biri beni vazgeçirene kadar durmayacağım.

Kinyas ve Kayra bitti. Tekrar başa dönüp bir 20 sayfa daha okudum. Sonra Yolda'yı açtım. Sonra Tanrı'nın Savcısı'nı. Yorulmayı yenersem tıp tarihine geçerim belki. Doktor olmanın en kısa yolu! Bazen düşünmek istiyorum. Liberal Anarşizm görüşünü yaratmayı düşünüyorum. Olmuyor! Hiçbir zaman derin derin düşünemedim. Belki beynim çok hantal ondandır. Bilgisayar başında oturmayı bu yüzden seviyorum. Biri herşeyi benim için düşünmüş. Gerek yok düşünmeme.

Delirdiğimi düşünüyorum bazen. Sonra senin gidişini. Sonra duygularımı öldürmeyi. Yalnız başıma İzmir, çok boktan. En başlarda beynimde tümör olduğunu düşünürdüm. Bazen bir birine olabildiğine zıt şeyleri 2 saniye içinde yapabiliyordum. Sonra Harvard'da ki o profesörü dinledim. Hayat bir bilgisayar oyunu. Birilerinin Sims karakterleriyiz. Ne kadar kolaymış yaşamak dedim. Evet lan! bu boktan kararları ve hayatı ben yaratmış olamam. Adam gibi oyna Player1 diye bağırdım ardından. Sonra iki karakterli olduğuma kanaat getirdim. Biri normal bir insandı: gülüyor, güldürüyor, aşık oluyor, aşkı için okulunu değiştiriyor, aldatıyor. Diğeri ise yukarıdakileri yazan adam. İçinde iki kişi taşıyan adamlarla tanışınca anormal olmadığımı anlamaya başladım. Dünya'da normal hiçbir şey yok! Birileri yarattı bu dünyayı. Yaratılanlar normal olamaz. Yaratıcıdır normal olan. Gördüklerimiz ise anormal.

Sleepandbeer

O Güldüğünde (Yakında)

Neresinden tutmaya kalksam hayatı elimde kalıyor. Bazende kayıyor, ulaşamıyorum ona. Tutunamamak budur işte. Aldığım her nefesi sıradan bir insan gibi verememek, herkes gibi olamamak.. İnsanlara karşı çok iyi niyetlisin diyenlere, biri de çıkıp o iyi niyetimi sikmiyor ki diyememek.

Tanımım yok hala kadına ve aşka dair. Önceki muhabbetleri de birçok kez yaptık senle.
Dün gece uyumamak için dirensem de net geo  karşısında uyuyakalmışım. Annem işe gitmeden önce kaldırdı ama 8'e kadar yine uyudum. Zorla kalkıp saçlarımı yıkadıktan sonra, derse gittim. Hasan, öndeki İncici ve psikopat Fatih dışında kimseyle konuşmadım. Sorulan sorulara cevap vermedim. Bir ara öyle kendimi kaybettim ki kantinde olan Hasan'ı bile görmedim.
Sadece Derya dikkatimi çekti. Bir kere gülmesi için yalvarabilirdim ona.

SexandWine

Bundan Sonrası Biraz Kız Muhabbeti -forever alone-

Bütün gün Büşra'yı izledim bugün. Yattım sıraya tam karşımda oturuyodu. Sürekli mesaj atıyor birine yada birilerine. Ama gelen mesajlara hiç tepki vermiyor. İlgilendiği bir çocuk olsa da ya da onunla ilgilenen elbet gelen mesajlardan birine gülümserdi.

Geç uyuduğumdan hiç keyfim yoktu gidip yanına konuşmadım. Zaten konuşurken yavaş yavaş konuşuyodum kesin sıkardım yada Dilan'a yaptığım gibi saçmayabilirdim. Hala online yazsam yine uzun uzun konuşuruzda hiç yazasım yok. Onu izlerken 3 saniye içinde birinden hoşlanabildiğime kendimi inandırma yetimi test ettim yine. Hızması ve gülüşü çok tatlı lan onu fark ediyorum. Aradığım birinden hoşlanmak değilde ilgi.

Sınıf çok boka sardı bugün yapılan hiçbir muhabbetten zevk almadım. Sınıfta bir sürü kız olmasından ötürü dedikodu gırla. Kendini güzel sanan şişman kız modelininde var bir tane ismi Eda. Muammerle ilgileniyor. Başta bana sardı, Call of Duty oynuyomuş falan onunla bile ilgilenmedim. Call of Duty'yi bilen her kıza yazabilirim diye düşünüyodum olmuyormuş. Ama Buğçe gibi Tom Rider oynayanı çıkarsa tekrar oturup bütün gün Tom Rider oynayabilirim ya da Simay gibi God of War için vizeye girmeyen.

Eda dediğim kız gıcığın teki sürekli konuşup hiçbir şey anlatmayan tiplerden. En yakın arkadaşları bile kızdan soğumuş sınıftan. Böyle olunca herkes bu kızı konuşuyo. Ceren, Büşra Ç, Ayşegül, Dicle, Didem, muammer, Fatih, Okan... Takıldığım ve konuştuğum herkes yani. Bugün sordular neden sessizsin diye. Uykum var ve Eda muhabbetinden sıkıldım dedim. Muammer ve Fatih bozuldu. Sürekli aynı şeyden konuşmak beni sıkar dedim. Birşeyler gevelediler bende bu adamlarla uzun süre birlikte olacağım için çevirdim hemen. Sınıfta bu kadar çok kız varken olması doğal dedim. Hele bide güzellik seviyesi yüksek olsa hiç çekilmezdi. Fatih sınıfta güzel kız yok ki dedi. Aklımdan Büşra geçiyodu. Tamam gördüğüm en güzel kız değil dedim Fatih'e hak verdim yoksa ağzına sıçabilirdim.

Dilan'a söylediklerim için kendime kızarken kitap okuyordum. Kayra evi tuttu zenciyle zihinsel ölümüne gidiyor. O sayfaları okurken benim zihnim öldü. SleepandBeer'ı dışarıdan izliyordum. Bir an önce eve gidip uyumak için izban merdivenlerini üçer beşer çıkarken düşüyordum hatta. Eve geldim ve uyudum hala yavaş yavaş konuşuyorum birileriyle. Emreye canımın sıkkın olduğu belli etmemek için rol yaptım telefonda. Sanırsam depresyona girme arifesindeyim, meşgale bulmalı ya da uyumalıyım!

Sevgilerle,
SleepandBeer

Sakının Rüzgara Karşı Tükürmekten


Mutlu olmakla ilgili bir yazı yazacaktım. Yaşadığım her şey gibi o da yarım kaldı. Hayallerim parçalandı, tamamlayamadım. İçimde biri 'mutlu ol' diye bağırırken ve ben bu sesi kalbimde hissederken, hedefini şaşırmayan bir suikastçi kalbimin tam ortasından vuruyordu onu. Her seferinde hemde. Önce bir ürperti, sonrası huzursuzluk.


Biri bana 'Ne olmak istiyorsun?' diye sorduğunda 'Mutlu olmak' dememek için zor tutuyorum kendimi. Dilimin altında yatan başka bir şey yok çünkü. İstemeyerek söylüyorum bir şeyler. Susturuluyor vermek istediğim yegane cevap. Ama benden önce John Lennon yapmış bunu. Annesi 'yaşamın anahtarı mutlu olmak' dediğinden beri her 'ne olmak istiyorsun?' sorusuna 'mutlu olmak' diye cevap vermiş. Bundan haberim yoktu benim. Ve benim vermek istediğim cevabı verdiği için bir an kötü oldum. Bu cevabı vereceğim günü sabırsızlıkla bekleyen ben, yaşayacağım anının başkasına ait olduğunu görünce boşluğa düştüm.

-Kızın biri durmadan 'fotoğrafta çok masum çıkmışsın' diye tutturdu. He amina koyim masum çıkmışım!

-Susmayı çok denedim ama beceremedim.

-Saksonya deyince hala gülesim geliyor amına koyim!

-Yazacak çok şeyim var ama onları yazacak kapasitem hala yok. Nietzsche'nin bir sözüne istemsiz olarak güldüm. ' Sadece kendine yarayan şeylerden tat alır; yarama sınırı aşıldığı an beğenisi de biter, hoşlanması da... '

-Özgür kızlar geldi aklıma. Bana söyledikleri her cümleyi, inandıkları ve yanlış anladıkları her şeyi bulup önlerine atabilirim. Başkası olmak için kendilerini aramaktan vazgeçiyorlar. Hala yavşak bir gülümseme var suratlarında bana bakarken. İğreniyorum bu durumdan.

' Sakının rüzgara karşı tükürmekten. '

SexandWine

Pembe Kazak

Pembe kazaklı birinin hayat görüşü merak edilmez! Siyah renkten bundan vazgeçtim. Üstümde ki her t-shirt bir şeyler anlatıyordu. Botlarım neredeyse hiç susmuyordu yeni birini görünce. Yüzüklerim batıyordu insanların gözlerine. Ben değil kıyafetlerim konuşurken yaşayamazdım. Değiştirdim hepsini, ilk kazandığım parayla. Mavi renk hala anlamsız siyahın yanında. Böyle olması daha iyi oldu. 

Annem sorgulamaz oldu satanist olduğumu, babam rahat bir uyku uyudu, yeni bir kız çevirdi kafasını bana doğru. Beni anlatan sadece saçlarım kaldı. Glam metalciler babalarına yapabilecekleri en büyük asiliği, saçlarını uzatıp makyaj yapmak olarak görürler. Bense müdür yardımcısına gıcık olduğum için uzattım saçlarımı her seferinde. Headbang yaparken daha büyük orgazmlar yaşamak. Rüzgarda salınan saçlar ya da headbang yaparken gözüne giren ıslak saçın verdiği hazzın geçilemeyeceğini anladım. Maviler giyerken benim farklı olduğumun az da olsa anlaşılması için uzattım belki de saçlarımı. Ama ben bu evrimin sonunu gayet net biliyorum: Benden onlardan biri yaratacaklar ve Yavuz Çetin yine haklı çıkacak. 





Ölmek Çare Değil

Şimdi neden Simay'a tam olarak güvenemediğini anlıyorum. İçinde bir yerlerde seni denediğini hissediyorsun. Hissetmesende kıllanıyorsun. Öfkeni açığa çıkarmalarına izin verme. 'Sahip oldukların sana sahip olmasın.'

Bu dünyaya bir şey katmak için çok erken. Önümüzde engeller var. Bu engeller bizim çabalamamızla değil kendiliğinden ortadan kalkacak. Okuldur vs. dir demiyorum, zira en özel okul bizlerin hayatıdır. Beklemek gerekir bir süre. Sonrası? Mutluluk.

İnsanız işte ırzını sikeyim, şu dünyadan gitmemek için bir sürü sebebimiz var. Aşk ve şehvet var en başta. Güzel bir kadın düşün. Öpüşüyorsun. Sevişiyorsun. Ve Tanrı seni izliyor. Kıskanır bizleri sonsuz hayatında bir kere bile güzel kadının yumuşak bedenini hissedemediği için. Belki de bu yüzdendir aşkların erken bitişi. Belkide bundandır kutsal denilen kitaplarda en insani haklarımızın yasaklanışı.

Ölmek çare değil işte. En güzel seviş ve sevişmeleri yaşamadan nereye gidiyorsun lan. Daha kutsallıkların ırzına geçip, dünyaya kazık atıcaz. Birilerinin bilmesine gerek yok, üstadın dediği gibi ' ben mükemmel insanı yaratan insanım ve gerisinin hiçbir önemi yok.'
Uzaklaş bunlardan da diyebilirdim ama demiyorum. Yine üstadın dediği gibi:
+ Gidelim buralardan..
- Nereye?
+ Bunların olmadığı bir yerlere
- Ama onlar her yerdeler

SexandWine