Gerçek Mutluluk

Ben aşk dediğimiz duygunun tanımlanamayacağı taraftarıyım. Belirsiz olmayan ama tanımsız olan bir şey bu. Şimdilerde sikimden taşağıma kadar her şeye benzetildiği de göz önünde tutulduğunda yapılabilecek bütün tanımlar onu daha değersiz kılar. Lakin inkar edilemeyecek bir gerçek var ki devir hormon devri. Sıradanlar için. Kimlerin hormonları daha ağır basıyorsa onlar birlikte oluyorlar. Neresinden bakarsan bak çıkar ilişkisi işte. Erkek, soyunun devamı ve mükemmel insanı yaratmak için tenin büyüsüne kapılıyor (doğal gereksinimi de dahil edilebilir), kadınsa kadın olduğunu anlamak için birliktelik yaşıyor. Üstelik kadın için hormon devrinde parayla yaşıyorsan fiziksel görünümden çok çıkarın önemlidir. Doğada istemediğin kadar örneğine rastlayabilirsin. (bkz. 200 kilo+milyoner erkek ♥(!) 90-60-90 lolita)

Fikirsel olarak birbirine benzemeyen çiftlerin çoğu bugün birlikteler işte. Söylediğin gibi birbirlerini fiziksel olarak tamamlıyorlar. Mutluyum demeleri tamamen yalan. Hormon devrinde tek mutluluk sekstir.

Gerçek mutluluksa hayatla sevişmektir. Sonrasında içine boşalmak hayatın. Fikirsel olarak eşini bulup ' işte bu ' demektir. Ve o kadının güçlü ve sabırlı olduğunu ilk görüşte hissetmektir. Zira aşk böyle başlar ve bizim gibi insanlara ancak böyle insanlar tahammül eder. Nedeniyse çok basit. Bizler fiziksel olarak birilerine yetebiliriz ya da onlar bize yetebilir. Ama fikirlerimiz onları korkutur. Hormon devrinde fikirlerin bir önemi yoktur. Ancak bu devirden sıyrılanlar bizimle olabilirler. Sıradan olmayanlar.

Son olarak aşktan ve tutkudan kaçmanın yolu varsa biri bana da öğretsin. İllaki olsun istememizin sebebi doğa mı yoksa bilinçaltı mı?

Son olarak:
Özgür kızları biliyorsun. Hani her istediklerini özgürce yapmak isteyen, dün, onlarda olan bir kitabımı bana teslim ederken üstlerine acizlik çökmüştü resmen. Onları görmezden gelip sınıfıma giderken arkadan 'SexandWinee, niye bizi görmeden gidiyosun' gibi samimiyetsiz çağırışa yüzlerine bakmayarak yanıt verdim. Özgür kızlardan biri dersleri nedeniyle kitabı okuyamadığını ama listesine eklediğini ve kesin okuyacağını söyler nitelikte açıklamalar yaptı. 'Banane yarraaam' diyemedim. Diyebilirdim, demedim. Sonra başımı kaldırdım, önemli değil diyerek sınıfıma gittim. Özgür kızlar benden korkuyordu. Güldüm. Hasanın yanına gidip 'Naber yarraaam' dedim. Şaka lan şaka kitabı masaya atıp küfrettim.

Sevgiler
SexandWine

Re-mim: On the road

4 yıl önce ilk blogumu yazmaya başladığımdan bu yana mim işini hiç sevemedim. Ama açılış mim'i olması açısından kayıtsız kalamıyorum bu teklife. Özellikle'de mimyelen blogun isminin On The Road olması yüzünden kendimi durduramıyorum. Jack Kerouac'a saygılar!

"Karşımızdakini mutlu etmek için yapabileceğimiz 10 şey"

1- Sarıldıktan sonra kulağına bir şeyler fısıldamak: Sarılan kişinin kulağınıza fısıldadığı o kelimelerin etkisi atom bombasında yoktur. Önce kulağınızı sonra beyninizi dağıtır, nefesinizi yavaşlatır. Sonra öyle bir mutlu eder ki sizi...(anlatamadı)
2- Gözlerin içine bakmak: Hiç biri gözlerinizin içine bakıp deniz gibiler dedi mi? İşte ben o an onun içinde boğularak ölmüştüm. Gözlerin karşı karşıya geldiği ilk an; asıl mutluluk!
3- Gülümsemek: İçten gülümsemektir önemli olan. Yavaşça gevşer yüz kasları. Ağır ağır genişler dudaklar. Alt dudak biraz içeri çekildiğinde, karşınızda ki mutluluktan ölmektedir.
4- Onun için bir şey yapmak: Ne olduğu önemli değildir. Önemli olan onun için olmasıdır.
5- Yatakta iyi olmak: İyi bir sexten sonra karşınızda ki kızın yüzünde ki gülümsemedir mutluluk. Hemde en iyisiden
6,7,8,9,10- Şimdilik pas olursa yazarız/m.

Aşkı tanımlıyorum

Aşk dediğimiz duygu; güdülenmeden başka bişey değidir. Bugüne kadar çoğumuz zevklerimizin ön planda olduğunu düşündü. İnsan hayvani duygularını gizlediğini sanan bir hayvandır halbuki. Kelebek gibiyiz, çok kısa içinde öleceğimizi bildiğimizden için hemen üremek isteriz. Yeni bireyler ürettiğimiz kişinin de bize göre kusursuz olmasını dileriz- dileriz diyorum çünkü azıyla yetiniriz hep-. Bu yüzdendir ki eşimiz olacak kişiyi özenle seçer ve inceleriz. Bu özenmenin sebebi: Dünyaya gelecek çocuğun kusursuz insan ırkına uygun olmasıdır. İşte doğa burda devreye girer; diğer hayvanlar gibi insanında soyunun devam etmesi ve en iyi çocuğun ortaya çıkması için insanı tetikler.

 Yolda görüp sevişmek istediğiniz kızın seksi olması önemli değildir aslında. Önemli olan, size uygunluğudur. Sizde ki eksikliği kapamasıdır. Kilonuz fazla ise; zayıf, beyaz tenliyseniz; esmer, çok kıllıysanız; daha az kıllı bir kız bulmanız gerekir -son zamanlarda böyle Türk kızı bulmakta zorlaştı-. Böylelikle doğacak çocuğunuz zayıf, esmer ve kılsız olabilecektir. Burnu çok kemikli, biraz kilosu olan, ayakları yan basan ya da akıl sağlığı yerinde olmayan kişileri beğenmemizin sebebi budur. Çünkü onlarla birlikte olsak yine burnu kemikli olan birinin dünyaya gelme ihtimalini düşünürüz. Kilolu bir insanın yine kilolu birini kendine eş olarak seçme olasılığı çok azdır. Ağz; tipime uygun değil desede, bilinç altı; doğacak çocuğumuzda kilolu olabilir demektedir.

  Aşk dediğimiz duyguda bundan ibarettir; cinsel arzu ve kusursuz ırk arayışı. Sarışın kızların, esmer erkeklerden hoşlanmasının sebebi basittir; saf insan ırkın-yani ilk insanların- esmer tonlu bir renge sahiptir ve sarışın kızlar -bu yüzden olduğunu kabul etmeselerde- beyaz ırkı özüne döndürmeye çalıştıkları için esmer erkeklerden hoşlanırlar.

 Bu yüzdendir ki insanlar kendilerini tamamlayan kişileri ararlar. Kendilerinde bariz olarak eksik gördüklerini tamamlamaya uğraşırlar. Kendilerini tamamladıklarına emin olduklarında evlenmek ve çocuk dünyaya getirmek için hazırdırlar. İşte üzerine bu kadar konuştuğumuz aşk budur. Hayvan gibi sevişmek isteğini yumuşatıp aşk yapmışız bu kadar. Aşık olduğunuz birini düşünün ve onu ilk gördüğünüz de ne dediğinizi aklnıza getirin. Eminim ki yazı hak vereceksinizdir.

 Size küçük bir ipucu: Çok aşığım dediğiniz biriyle bir ay boyunca her gün sevişirseniz, ayın sonunda onu o kadarda sevmediğinizi fark edeceksiniz. 

Çok kötü yazı oldu,
SleepandBeer

Yaşamak Lazım

Aşkını biliyorum. Yaşadıklarını da. Yazının sonunu okuduğumda sordum kendime  'aşk yok mu?' diye. Var olduğuna inanıyordum ama var olması tanım yapmama yetmedi. Var olan ama tanımsız olan tek olguydu belkide. Evrendeki tüm kutsallıkların yerini alacak kadar da değerliydi.

Sana anlatacak bir şey düşünürken üstadın bir sözü geldi aklıma. Sonrasında senin yaptığın yorum. Aynen şöyleydi:
-"Eğer gözlerimi kapatabilseydim kadınları öperken, sormazdım sorularımı."
Kapatmayı çok denedim ama hep açıldı gözlerim birini öperken. Merak ettim yüzünün şeklini, kaslarının hareketlerini. Eğer yüzündeki memnuniyetin resmini yapabilseydim karşımdakinin; dünyanın en pahalı tablosu olurdu haliyle. Dünyada ki en büyük geyiği -seven adam gözlerini kapar- yenebildiğim için ne mutluyum şu an. -SleepandBeer

Cevap vermemişim. Bir şeyler anlatmak için bundan daha güzel fırsat olamaz.

Yaşamak lazım. Herkesten ve her şeyden arınıp herkesi ve her şeyi. Bu yüzden gözü açık olmalı insanın. Her ne durumda olursa olsun. Seviştiğim son iki kızda da öyle oldu. Gözlerine baktım her seferinde. İlki benden uzaklaşmaya çalışırken gözlerime bakmasını istedim. Kendini bana teslim etmesinde gözlerime bakması etkili olmuştu. İkincisindeyse gözleri kapalıyken ben açtırdım. Gözleri açık öpüşmesi için güzel şeyler söylemiştim. O zaman geçerli bir sebebim vardı. Şimdi... Unuttum...

Aşka bu kadar önem veripte onu tek bir bedene ve ruha hapsetmeye bir türlü anlam veremedim. Dün veya yarın için, bugünü piç etmeye de. O yüzden diyorum ki sadece yaşa!

'Kadınlar ve erkekler birbirlerine nasıl benzer bilirsin; biz kadınlar ne pahasına olursa olsun aşık olduğumuz erkeğe karşı herhangi bir cinsel çekime kapılmamışız gibi davranırız, oysa gerçekte bu duyguyu neredeyse hep yaşarız. Örneğin girişken, tutkulu, bıçkın bir erkeği severiz, ama temkinli, yere sağlam basan, otoriter bir erkekle tanıştığımızda yumuşak tenimiz ondaki kudreti hisseder, ona tutulmaktan kendimizi alıkoyamayız. Kadınlarda beden erkeklerdeki gibi sadakatsizdir, sadece biz bedenimizi daha iyi kontrol altında tutarız. ' diyordu Bomba'da Ida Miller.

Sana sevişmek istemeyen kadın yalan söylüyordur diyordum, ölene kadar da söylemeye devam ederim.

Son olarak:
'Tanrı insanı doğru yarattı.' -Kosmos

Sevgiler
SexandWine

Bende anlatırım aşk acımı

Yaz ayları, hava gayet sıcak. Dışarıdan görünmemek için de çadırın penceresi kapalı. Derin derin nefes alıyorum. Yarı çıplağım. Her defasında ortamda ki toprağın ve onun parfümünün kokusunu koklamak için daha derin nefes alıyorum. Her nefes alışım onun yanında; yeni bir gün, yeni bir sevinç. Tek kişilik bir yataktayız. Altımızda köpek patileriyle kirlenmiş bir çarşaf var. Ters yüz yaparak kirliliğini örtmeye çalışmışım. Yatağın yanında kıyafetlerim sıralı. Herşey bir birine karışmış durumda. Yatağın hemen yanında yazın başında bana verdiği iskambil kartları serili. 6 ve 2 numaraları eksik. Kartların kırmızılığı bana göz kırpan papaza karışıyor. O ise; göğsümde yarı çıplak uyuyor. "Hem göğsümde hem göğüs kafesimin içinde". Her kalp atışı beni gerçeklikten biraz daha uzaklaştırırken, o andan kopmak istemiyorum. Sadece o anı yaşamak ve saati bulan orospu çocuğuna küfretmek istemiyorum. Eğer aşk diye bir şey varsa dünyada işte budur diyorum. Bunları ona ve bütün dünyaya sadece nefesimle anlatabiliyorum. İşte o zaman anlıyorum ki aşk; teslimiyettir. Hiç düşünmeden ona teslim olmak. Sonra sarılıp uyuyoruz. Uyumak; sevişmeye bile tercih ederim. Şimdi onu çok özlüyorum. Uzun saçlarının yüzüme değişini. Ardından beni öpmesini özlüyorum. Kulağıma adımı fısıldayıp; seni seviyorum demesini özlüyorum.

Her gün başka biriyle sevişme düşüncesi de yetiştirsem pamuktan beynimde, sanırım önce bütün bedenimi kaplayan aşık olma duygusunu yenmem lazım. Bugün Merveyle döndük eve. Omuzumda uyudu bütün yol boyunca. Garip şekilde heyecanlandım, kafasını ilk koyuşunda. Nefes alışından anladığım üzerede o da heyecanlandı. O an anladım ki gidip başka birine yine kör kütük aşık olmalıyım. Benden ona kalan son şey; Yavuz Çetin. 6 aydır bu şarkıyı dinleyemiyorum.

Muhteşem Gün Batımı

Gün batımı.
Bana eski sevgilimi anımsattı. Günlerden Pazartesiydi. Birlikte geçirdiğimiz 1-2 saat içinde Konakta gün batımını izlemiştik kayalıklara oturarak. Solumda oturuyordu. Hem göğüs kafesimin içinde hem de yanımda. Tabi o zamanlar! Geçirdiğimiz son 1 saatte konuşacak pek bir şey bulamadım ben. Sustuk ikimizde. Denizin dibinde, karşımızda eşsiz bir manzara vardı. O yanımda olduğu için özel sanıyordum şimdiye kadar, şimdiyse sen söylediğin için özel oldu. İyi ki susmuşum(z) dedim. Gözlerim harika bir şölen izlemişti.

Bunu şunun için anlattım. O gün cebimde 5 kuruş param yoktu. Yanımda bir kıza para harcatamadığım içinde yalvarmıştım bir yere gitmemek için. Uzun süre ısrar ettim deniz kıyısında oturalım diye. Gitseydim eğer duvarların arkasında o eşsiz manzaraya şahit olmayacaktım. Yıkmalı dünyayı! Günbatımını her yerden, doya doya izleyebilmek için.

Ölmeden önceki son eşiği hissederek yazmak kolay bence. Bunu ölmekte olan birini izleyerek anlatabilirsin mesela. Zira ben izledim. Babaannemin son nefesini verene kadarki her hali dün gibi aklımda. O acı tadı hissettim bende. Ama tanımlayamadım ölümü. Gerçek olduğunu bile bile konuşamadım. Nutkum tutuldu. Eğer ki bir gün iyi tasvir edebilirsem bunları bahsettiğin ustalık mertebesine ulaşabilirim.

Sevgiler
SexandWine

Gün batımına tecavüz

Önümde mükemmel gün batımlarından biri var, fabrika dumanlarının arkasından görebildiğim. Eski ve bakımsız binaların ardından batan güneş ne büyük acılar çekiyordur! İnsanlığın modernleşme tanımını yeniden yapması gerek anlaşılan. Ya da yıkıp tekrar yapmalı dünyayı. Ters çevirip düz inşa etmeli belki de evleri. O zaman sadece müteahhitlerin evleri yıkılırdı.

Devletleri ve yasalarını kutsallaştırmanın ne anlamı var? Yakalım, yıkalım hepsini. Enfal 46: "Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir." Kuran'da bile sadece bir kere devlet adı geçerken bir devleti Kuran'a göre yönetmenin mantığı nedir? Tanrı çok isteseydi devleti. Devletli yaratırdı pek tabi ki Adem'i. Delirmek üzereyim, sistemler üzerinde düşünmekten. Çoktan vazgeçmiştim halbuki.

Ölmeden ölümü yazmak mı daha kolaydır öldükten sonra yazmak mi? Ölmeden ölümü, ölmüş biri gibi yazabiliyorsan asıl ustalık değil midir?

Soruların boğası var beni. Sorumlarımla boğasım var seni. O kadar çok sorum var ki; sığdırabilseydim haplara, bütün insanlar overdose'dan giderdi.

Sevgilerle,
Sleepandbeer

(A)normal Sorunsalı


Dikkatleri üstlerine çekmeye çalışmakta çocuktan beterler. Tüm diyeceğim budur.

Her ne kadar insanlık tüm ideallere ve ideolojilere karşı ihanet içinde olsa bile hep arkandayım. Kitabın benimle birlikte sonsuzluğa karışır.

Normal olan biziz..Belkide değilizdir, bilmiyorum. Ama bu toplum için anormaliz. İnsanlar farklılıktan korkarlar, o yüzdendir birbirlerine benzemeleri. En soylusundan, en fakirine kadar batmışlardır cehalete. Ama mutludurlar kendi içlerinde. Sorgusuz, sualsiz, geceleri kafalarını koyduklarında direk uyudukları bir hayatları vardır. Bizse onlar arasından sıyrılıp birbirimizi bulmuş olanlar, dünyaya kazık atma peşindeyizdir. Hep düşünmüşümdür, keşke çocuk kalsaydım. Şimdilerde hatırlanmaya değer güzel bir rüya olsada mutluydum lan. Başta inancım vardı. Başım sıkıştığında kendimi rahatlatabileceğim bir yaratıcım. Şimdi? Yok. Çok uzak bana. Kalbimin kapıları çoktan kapattım giremesin diye. Belki hala nöbet tutuyordur bilmiyorum. Eğer ki yeniden bir hayat verebilseydi bana dünyada onun unuttuğu bir yerde doğmak isterdim. Annem ve babamın yaşadığı aşktan isterdim. 1-2 de çocuk.

Attım ben sıkıntımı içimden.
Özgürlüğün bokunu çıkarayım...

Sevgiler
SexandWine

Liberal Anarşizm

Anarşistler kaos arzular ama kaos geldiğinde kendilerini korumak için çelik kapıları vardır. Dünyadaki sistemler hepsinin hatalar var. Bunu yorganımın altından yazı yazarken bile anlayabiliyorken 1890da toplanan beyinleriniz neredeydi. Yeni bir sistem fikri gerekli Dünyaya. Belki hiç düşünülmemiş. Belki düşünülenin rutujlusu. Frank Harris'in Bombası aslında bunu denedi. Liberal Anarşizm! Ne kadar saçma görünse de ismi ortaya atılmış en düzgün sistemlerde biriydi ama sistemleştirilemedi. Belki bir gün Liberal Anarşizm diye bir kitabımı satın alırsın.

Şu an S gözümde demir kapılar kuşanmış anarşistten farksız. Asıl anarşistler yüzünü göremediklerimizdir. Christopher McCandless ile konuşuyor olsak sıkılıp yanımızdan gidebilirdi, minibüsüne doğru. Zaten sıkıldığı için gitmemiş miydi en başta minibüsüne doğru? Bu adam dışında sıkıldım diyerek birinin yanından giden ya çocuktur ya da depresyondadır ama daha çok çocuktur.

Anormal olan kim? Biz miyiz yoksa çevremizde ki insanlar mı? Tekrar cehalete dönmek için elimden geleni yapmak istiyorum şu an. "Cehaletten çıkmak, cehalete dönmekten daha kolay" biliyorum; ama tekrar yaratmak istiyorum kendimi yaratıcıyla tartışa tartışa. Kendi kendimin babası olmak istiyorum. Bir de Kutsal Ruh bulursam sırtım yere gelmez. Sakallarımı uzatıp, Rus karıları bile eve atarım.

Sevgiler,
Sleepandbeer

Canım Sıkılıyor


Günlerdir bir şeyler yazıyorum. Yine de düşüncelerime yetişemiyorum. Canım sıkılıyor. 3 gündür kullandığım kalemim ve ben. Birlikte yapayalnızız.
Dün Eternal Sunshine diye bir film izledim. Jim Carrey ve Kate Winslet başrolde. İki aşığın birbirlerini hafızalarından sildirmelerini anlatıyordu. Yine de kopamadılar. Birbirlerini akıllarından silmeleri, kalplerinden silmelerine yetmedi. Bir ara bende keşke kitap okumaya başlamadığım yıllara gitsem diye düşündüm. Hayatı yanlış anladığım o güzel yıllara. Sonra vazgeçtim. Filmin son sahnesi gözümü yaşartmıştı.
Jim: Bekle, bekleee
Kate: Ne var, noldu?
Jim: Bilmiyorum, sadece bekle...
Bunun nesinden etkilendim bilmiyorum. Birkaç dakikalığına düşüncelerimden uzaklaştım diye heralde.

Ne zamandır içimde Sen diye hayali bir karakter var. Bunu kafamda mükemmel şekilde yaratıp kağıda dökmek istemiştim. Olmadı. Yapamadım. Hayalimdeki Sen beni anlatır diye korktum. Herkes kendinden pay çıkaracaktı yazılarımda. Bende, 'senden bahsetmiyorum, Sen'den bahsediyorum' diyecektim.

Geçen yıl çok sevdiğim bir abim 'Eğer bir Tanrı varsa bunun en büyük kanıtı güzel bir kadındır.' demişti. Cennette o'dur, cehennemde. Bir kadın seni sevip sevişirse cennette yaşar, sevmeyip sevişmezse de cehennemi bu dünyada yaşarsın derdi. Kendisi aşık olmaktan çoktan vazgeçtiğinden direk üzerime aldım bu cümleleri. Güzel olan her kızın göz bebeklerine bakıyorum o günden beri. Bana yalan söylemeyeceği için.

Bugün S'lerle tartışırken 'gerekirse yalnız kalmayı göze alıcaksın' dediler. Çok sinirlendim. İnsanın insandan kaçarı yok ki! Öldün diyelim, yerin iki metre altında bile, bir metre ötende insanlar yatıyor olacak. Onu geçtim küllerimiz bile sonsuzlukta birbirine karışacak dedim. İlk defa onlara karşı inanılmaz soğukluk hissettim.
Konuda neydi şimdi yazayım. Hasanla otururken onlarda gelmişti. Biraz oturduktan sonra S 'sıkıldım' deyip kalktı. İster istemez kırıldım lan. Hasan'a baktım sikimde değil dedi. Benimde değil dedim, ama sikimdeydi işte. Ben onları önemsiyordum ve samimi geliyorlardı, olmadı bu! Bugün açtım konusunu özgürlük dediler bana. Sinirlenince de sinirlendi diyorlar arkadaş. İnsan her istediğini yapabiliyorsa özgürmüş! Yanımdan kalktılar diye umursamamam, hatta mutlu olmam gerekirmiş! Hatta benim kalkıp hiç sikimde değilmiş gibi davranmam gerekirmiş! Ciddi olunca mutlu olamazmışım! Ayrıntısını görüştüğümüzde anlatıyım, bu böyle uzar gider... En son patlama noktam şu oldu ama. Ben bunları onlarla tartışırken 'şu an bile gitmek istiyorum ama senin tarafından bir baskı hissediyorum' diye bişey söyledi simge. Aklıma mukayet olmam için çok sabrettim. 'İyi kalkın gidelim o zaman, sıkıldım' dedim. İstemeyerek 'görüşürüz' diyerek yüzlerine bakmadan ayrıldım.

Geçen yazdan bu yana sevişmeyi özledim.

Armin van Buuren dinlemekten vazgeçemiyorum. Beni bir süreliğine gerçek anlamda rahatlatıyor.

Şimdi aklıma yine S'nin söylediği bişey geldi. Ben onlara ne kadar umursamaz biri olduğumla ilgili bir örnek verirken eski sevgilimden sadece canım sıkıldığı için ayrıldım dedim. Bana aynen 'ne güzel işte özgürlüğünü kullanmışsın' dedi. Lan ben onlara yaptığım bu kötülük(!) için pişmanlık duyuyorum sen ne diyorsun. O an bir daha anladım ki insanı gözünde bu kadar büyütmeyecekmişsin. İnsana bel bağlayanın amına koyayım!

Gerçek mutluluk. Aslında ona hala ulaşamamış olmamın sebebi hep uzaklarda aramam. İnsanız işte..

'Bizler, daha doğrusu biz kıskaca alınmışız.
Kendi kendini zehirleyen akrepler gibi kendi kendimizi zehirliyoruz.'

İnsanın arayışı ilk doğduğu andaki masumiyete ulaşmakmış.. Olmuyor ama. Bir şeyler hep eksik. Biz eksiğiz. Aşkla bakan gözlerden habersiziz. Tatmin olmuyoruz. Aç gözlülüğümüz her geçen gün artıyor. Kötüyüz. Parayla imanın kimde olduğunu hepimiz biliyoruz. Masumiyet mi? Yok!

Her şeye rağmen dışarıda hayat var.
Ve o hayatın güzel kadınları.
Bir gün gerçek anlamda bizi de bulacak birkaçı.
Tapacağız belkide ona, onlara farketmiyor.
Gerçek mutluluk, onunla birlikte aynı mezara girmek olacak.
Güney abiyi bazen çok seviyorum: 'çift kişilik mezarlar olmadığı sürece insanların birbirini sevdiğine asla inanmayacağım'

Bu kadar yeterli.
Hala canım sıkılıyor.
İyiki varsın.
SexandWine

Hissizleşiyorum

Hissisleşiyorum galiba. Eskiden sert müzikler dinleri beni anlattıklarını düşünürdüm. Artık bir şeyler anlatan müzikler dinlemeyi istiyorum. Kafamı ritimle sallamaktan saçlarımın yüzüme vurmasından orgazm zevki alırdım. Şimdi sakin müzikler dinleyip acı çekmeye çalışıyorum. Acı çekme duygusu insan oğlunun en büyük bağımlılığı.

Dün bir arkadaşa ders çalıştırayım diye evine gittim. Alsancağın ortasında 1.000 lira kirası var. Hayallerimde ki evin nerdeyse aynısı. Oturma odasının kapısından girdiğimde ilk gördüğüm şey; duvarı kaplayan bir pencere. Beyaz koltuklar ve parke denince akla gelen ik tasarım parkeler döşeli. Orta da yine beyaz bir sehpa duruyor üstünde hiç bir şey yok. Kapının iki yanında raflar var. Aklına gelebilecek bütün yazarların kitapları ve arkadaşımın ablasının operada sahne aldığı sırada çekilmiş resmi. Karşımda birde piyano duruyor tabii. Basit Tarih konularından başladık. Aslında basit dediğimiz konular için milyonlarca kişi öldü: Nazizim, Faşism, Kapitalizmi Komünizm. Yan yana oturduğumuz kanepe, 3 kişilik olmasına rağmen yarım götlük oturmuştuk. Sürekli bir yanak daha yaklaşıyordu bana zaman geçtikçe. Kız onu öpmem içinden elinden geleni yaptı. Çirkin olması bir yana, nedense öpmek istemedim. Hislerim yok olmuşlardı.

Ders çalıştırmaya gitmeden önce sınıftakilerle Alsancakta takıldık. Omuzum hiç boş kalmadı sürekli birisi kafasını koyuyordu, zerre zevk almadım. Halbuki birinin omuzuma yaslanması en büyük zevkimdi. Boş boş bira içtim. Arada bişeyler söyleyip yine boş boş bira içtim. İnsanlar o kadar boş ve anlamsız geldi ki; durakta otobüs beklerken hiç bilmediğim bir yere gitmek istedim. Hayal etmeyi bile başaramadığım bir yerde olmak duygusu. Ah! Biz insanlar yerleşik hayata geçmemeliydik.

Selin mesaj atmış; birden kopacağımızı hiç düşünmüyorum diye. Lisenin son 1.5 yılında en iyi arkadaşımdı. Bazen çok kafa sikici bir herif olabiliyordum. Sürekli gereksiz mesajlar atıp eğlenmeye çalışıyordum o zamanlar. Uzun süre ondan hoşlandığım gerçeğini es geçersek; iyi anlaşıyorduk. Ta ki bu yaza kadar. Beraber çalıştığımız hotalde yemediği bok kalmadı. Sevgilisi de aynı hotalde çalışırken yine o hotelde çalışan başkalarıyla yattı ve bunu hoş görmemi bekledi. Başlarda yapamazsamda sonraları düşündüm; yatacak birilerini bulsam sevgilim olduğunu düşünmeden beraber olurdum. Hayatımda aşık olduğum kızdan seks için vazgeçen de bendim zaten onu yargılayamazdım. Hak verdim Seline ve cevap verdim.

Bazen bana aşık olduğunu söyleyen birini istiyorum hayatımda. Gözlerimin içine baksın ve gülsün. Gerçek mutluluk diyorum, işte bu. Bugün Begüm bana gülümsediğinde de aynı şeyi düşündüm. Sarı saçlı ve minyon. Ne minyonu benim yanımda cüce sıfatına bile layık olabilir. En başından beri benim olmasını istiyorum. Ama sadece onunla bir gece uyumak için. Hem bir kıza sarılıp uyumak en iyi seksten iyidir. Gece yattığımda yalnız kalmamak, aklımdan geçen deli düşüncüleri biriyle paylaşmak için istiyorum onu. İnsanlar uyumadan önce sayıklarıklarını kayda alabilselerdi, yazı yazmak için klavyeye ihtiyacım olmazdı. Uyumadan önce sayıkladığım manyak düşünceleri biriyle paylaşma isteğini durduramıyorum.

Bugünlerde tek zevk alarak baktığım tek şey; gün batımı sanırsam. En kudretlilerin bile yok olduğunu görmek bana zevk veriyor. Yazacağın cevabı bekliyorum.

Sevgilerle,
Sleepandbeer