Ana içeriğe atla

Kaybetmek

Kaybetmek...
Kendiliğinden oluşan kaderimin kaçınılmaz sonu. Çok isteyipte elde edemediklerimin gittikten sonra bıraktıkları tek kelime.

Bir insandan kalmasını istemeyi beceremedim hiçbir zaman. Onca yaşanmışlıkta olsa, tutkuyla bağlanmakta olsa yapamadım. Gittim. Başka bedenlerde aradım yüzlerini, gülümsemelerini, davranışlarını. Sonra da unuttum. Onları hatırlatacak bir ipucu bulunca da pişman oldum. Hemde tüm yaşadıklarımdan. Gözlerimi kapattığımda karanlığı değil, yaşadıklarımın resmini gördüm. Yine karanlıktı. Ama bulanıktı. Belki içimden çıkarlar diye kusmak istedim her şeyi, onuda beceremedim.

Zihnimden hayali kanlar akıyor. Basit diyorum tüm insanı duygular için. Kalbimse buz gibi şu sıralar. Geçenlerde kaybettiğim bir insana dair hiçbir şey hissetmiyorum. Giydiğim terliğin altında yazan isminden başka bir şey kalmadı. Bir gülümsemesi vardı. Birde kokusu. Birde karşısında konuşamadıklarım. Birde... Neyse. Zamanla onlarıda unuturum, yeni birini bulunca mesela. Evet, yine büyük konuşuyorum. Hayatı anlayıp, dikenlerin üzerinde yürümeye başladığımdan beri bu böyle. Her şey. Çelişkili. Tutarsız.

Kaybetmek basitti. Zor olan karşındakinin kalmasını sağlamaktı. Sigara gibi içimize çektiğimiz insanlar, belli bir doyuruculuktan sonra duman olarak geri çıkıyor, sonrada sonsuzlukta kayboluyorlar. Ciğerlerimizde kalanlarsa bıraktığı izler oluyor. Zehir..

Tabi her zaman olduğu gibi dışındaki kalkan içindekileri korumaya devam ediyor. Basit bir cevap yetiyor gizlemek için..
+ Nasıl gidiyor hayat?
- Kaybettim.


SexandWine

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yeniliyorum

Yalnız başıma yürüyorum ışıklı kaldırımda. Omuzuma kadar sigara, mideme kadar şarap kokuyorum. Ben o soğukta duran; yalnızlaşıyorum, yaşlanıyorum. Her adımım da bir yaş daha yaşlanıyorum. Telefonumda bir numara arıyorum. Hadi gidiyoruz, al bütün paranı. Her adımımda biraz daha korkuyorum. Her adımımda biraz daha...

Nizamiyenin önünden geçerken asker yalpalayan ayaklarıma bakıyor. Alt dudağımı ısırıyorum. Neden yürüyorum bu yolda? Neden bu hayatı bu kadar boktan yaşıyorum? Bir adım daha yaklaşıyorum sona. Ağlasam hıçkıra hıçkıra rahatlarım belki. Ağlayamıyorum. Kesik kesik nefes alıyorum. Dizlerimi dövüyorum. Yalpalıyorum.

Korkumu yenmek için çaba harcıyorum. Sadece bir cümle kurabilmek için kendimi yiyorum: Hadi gidiyoruz. Tüm bu boktanlığın içinde kulaç atıyorum. Karanlık sokağın içinde hapishaname bir adım daha atıyorum. Işığı gizlemelerine izin veriyorum. Yeniliyorum. Her anahtarı çevirdiğimde tekrara yeniliyorum.


Hissizleşiyorum

Hissisleşiyorum galiba. Eskiden sert müzikler dinleri beni anlattıklarını düşünürdüm. Artık bir şeyler anlatan müzikler dinlemeyi istiyorum. Kafamı ritimle sallamaktan saçlarımın yüzüme vurmasından orgazm zevki alırdım. Şimdi sakin müzikler dinleyip acı çekmeye çalışıyorum. Acı çekme duygusu insan oğlunun en büyük bağımlılığı.

Dün bir arkadaşa ders çalıştırayım diye evine gittim. Alsancağın ortasında 1.000 lira kirası var. Hayallerimde ki evin nerdeyse aynısı. Oturma odasının kapısından girdiğimde ilk gördüğüm şey; duvarı kaplayan bir pencere. Beyaz koltuklar ve parke denince akla gelen ik tasarım parkeler döşeli. Orta da yine beyaz bir sehpa duruyor üstünde hiç bir şey yok. Kapının iki yanında raflar var. Aklına gelebilecek bütün yazarların kitapları ve arkadaşımın ablasının operada sahne aldığı sırada çekilmiş resmi. Karşımda birde piyano duruyor tabii. Basit Tarih konularından başladık. Aslında basit dediğimiz konular için milyonlarca kişi öldü: Nazizim, Faşism, Kapitalizmi Komüni…

Duygularımı yok ediyorum

Herşey var! Bütün evreni kapsayan bir sözcük neden ayrı yazılır. Herşey: Dünya üzerinde bitişik yazılması gereken tek kelime. Herşey var! Ama benden çok uzaktalar. Hayat tek aşkım olsaydı onun için dağları delmek yerine çevresinden dolaşırdım. Yolda elbet biri kestirme gösterirdi bana.

Yanlış yerde doğduğumun farkındayım. Yanlış şeyler okuyup, yanlış bir yola girdiğiminde. Bütün duygularımı köreltip, kopmalıyım çevremden. Bedenimi özgürleştirmeliyim. Başkasının ağzından çıkan sözlerin kölesi olmaktansa, orta çağda Dünya'nın düz olduğunu haykırmayı tercih ederim. Bugün akşam yemeği yerken ilk adımı attım. Babam saçmaladı yine ve ben sinirlenmedim. Patlamak üzere olan volkanı mantarla kapattım. Büşra aklıma geldi ve suratına bıyık çizdim. Türk bayrağıyla dalga geçen bir İngiliz'e İskoçla beraber küfrettim. Sonra elime bir "ale" alıp İngilizle yudumladım. Kendi kendimin babasıyım. Beni düzmeye çalışan hayatı, ondan önce düzmek amacım. Ama içimden ne bir Kayra çıkacak ne…