Ana içeriğe atla

Korkmak

Bütün hayatım boyunca birşeylerden korkmak zorunda bırakıldım. Öyle bir korku ki; damarlarıma kadar işlemiş, anlamını yitirmiş, boyun eğdirmiş. Ne yaparsam yapayım iki kere düşündürdü bu korku, tedbir aldırdı. Koyunlaştırdı bir nevi. Sen de bir düşünsene yaşantını. Korktukların olmasa evinde oturur muydun ? Derslere yetiştir miydin? Babam ne der, sınıfta kalır mıyım, komşu teyzeler konuşur, kanunlara aykırı mıdır, ahlaka uygun mudur?

Yenebilseydim korkumu, kaçardım. En yüksek dağlara çıkar, en tenha yerlere giderdim. Köprü altlarında yaşardım. Ama yok hala korkuyorum. Neden korktuğumu da bilmiyorum. Dizginliyor beni, insan içinde tutuyor belkide.

Keşke diyebilsem; korkma, kaç, kurtulursun. Seri üretim insanlardan yakanı kurtarırsın. İnsanların pislikle doldurduğu dünyada nefes alırsın. İnsanlar kirletmedi dünyayı pisliğe boğdu. Kir kabul edilir pislik asla! Geri dönüşü yoktur. Pislenmişlikten kaç diyebilsem keşke. Ama yok hala korkuyorum. Bir pislik yığınının içinde oturmuş düşünüyorum: Neden korkuyorsun? Cevaplayamadığım bir soru daha.

Yorumlar

  1. İnsanın kişiliğini ve geleceğini belirleyen tek şeydir korku.
    Bir şeylerden korkmaya mecbur kılınmış çocukluktan kalma tek gerçeklik de, o yaşlarda hissettiğin korkulardır.
    Büyüdükçe genişler, toplumdan bile korkmaya başlarsın. Gelecekten de öyle.

    Daha sonra hepsini eline alabileceğin bir güç bulursun. O korkular yıllarını alıp götürse ve sen o yılları silip atamayacak olsan da, kendi içinde bir çözüm yolunun farkına varırısın.
    Bunu farkettiğin anda, kişiliğin oturmaya başlamıştır.
    Sanırım benim en açık fikrim bu.

    YanıtlaSil
  2. Ve on the road döktürür =) katılmamak elde değil

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Liberal Anarşizm

Anarşistler kaos arzular ama kaos geldiğinde kendilerini korumak için çelik kapıları vardır. Dünyadaki sistemler hepsinin hatalar var. Bunu yorganımın altından yazı yazarken bile anlayabiliyorken 1890da toplanan beyinleriniz neredeydi. Yeni bir sistem fikri gerekli Dünyaya. Belki hiç düşünülmemiş. Belki düşünülenin rutujlusu. Frank Harris'in Bombası aslında bunu denedi. Liberal Anarşizm! Ne kadar saçma görünse de ismi ortaya atılmış en düzgün sistemlerde biriydi ama sistemleştirilemedi. Belki bir gün Liberal Anarşizm diye bir kitabımı satın alırsın.

Şu an S gözümde demir kapılar kuşanmış anarşistten farksız. Asıl anarşistler yüzünü göremediklerimizdir. Christopher McCandless ile konuşuyor olsak sıkılıp yanımızdan gidebilirdi, minibüsüne doğru. Zaten sıkıldığı için gitmemiş miydi en başta minibüsüne doğru? Bu adam dışında sıkıldım diyerek birinin yanından giden ya çocuktur ya da depresyondadır ama daha çok çocuktur.

Anormal olan kim? Biz miyiz yoksa çevremizde ki insanlar mı? Tekra…

Canım Sıkılıyor

Günlerdir bir şeyler yazıyorum. Yine de düşüncelerime yetişemiyorum. Canım sıkılıyor. 3 gündür kullandığım kalemim ve ben. Birlikte yapayalnızız.
Dün Eternal Sunshine diye bir film izledim. Jim Carrey ve Kate Winslet başrolde. İki aşığın birbirlerini hafızalarından sildirmelerini anlatıyordu. Yine de kopamadılar. Birbirlerini akıllarından silmeleri, kalplerinden silmelerine yetmedi. Bir ara bende keşke kitap okumaya başlamadığım yıllara gitsem diye düşündüm. Hayatı yanlış anladığım o güzel yıllara. Sonra vazgeçtim. Filmin son sahnesi gözümü yaşartmıştı.
Jim: Bekle, bekleee
Kate: Ne var, noldu?
Jim: Bilmiyorum, sadece bekle...
Bunun nesinden etkilendim bilmiyorum. Birkaç dakikalığına düşüncelerimden uzaklaştım diye heralde.

Ne zamandır içimde Sen diye hayali bir karakter var. Bunu kafamda mükemmel şekilde yaratıp kağıda dökmek istemiştim. Olmadı. Yapamadım. Hayalimdeki Sen beni anlatır diye korktum. Herkes kendinden pay çıkaracaktı yazılarımda. Bende, 'senden bahsetmiyorum, Sen…

Yeniliyorum

Yalnız başıma yürüyorum ışıklı kaldırımda. Omuzuma kadar sigara, mideme kadar şarap kokuyorum. Ben o soğukta duran; yalnızlaşıyorum, yaşlanıyorum. Her adımım da bir yaş daha yaşlanıyorum. Telefonumda bir numara arıyorum. Hadi gidiyoruz, al bütün paranı. Her adımımda biraz daha korkuyorum. Her adımımda biraz daha...

Nizamiyenin önünden geçerken asker yalpalayan ayaklarıma bakıyor. Alt dudağımı ısırıyorum. Neden yürüyorum bu yolda? Neden bu hayatı bu kadar boktan yaşıyorum? Bir adım daha yaklaşıyorum sona. Ağlasam hıçkıra hıçkıra rahatlarım belki. Ağlayamıyorum. Kesik kesik nefes alıyorum. Dizlerimi dövüyorum. Yalpalıyorum.

Korkumu yenmek için çaba harcıyorum. Sadece bir cümle kurabilmek için kendimi yiyorum: Hadi gidiyoruz. Tüm bu boktanlığın içinde kulaç atıyorum. Karanlık sokağın içinde hapishaname bir adım daha atıyorum. Işığı gizlemelerine izin veriyorum. Yeniliyorum. Her anahtarı çevirdiğimde tekrara yeniliyorum.